SAHİH-İ MÜSLİM

     Konular Numaralar  

 

 

524 nolu Hadis’in İzahı:

 

Bu hadîsi Buhârî «Namaz» «Hacc» «Buyu' ve «Hicret» bahislerinde; Ebu Dâvûd, Nesâî ve îbni Mâce dahî «Namaz» bahislerinde muhtelif râvîlerden tahrîc etmişlerdir.

 

Hadîs-i şerîf Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Medine'deki mescidlerinden bahsetmektedir. Yine bu hadîsde işaret edildiğine göre Fahr-i Kâinat (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz Mekke'den Medine'­ye hicret ederken «Aliye» denilen yerde yâni «Kuba» da on dört gün kalmış orada Ensârın ileri gelenlerinden Benî Amr b. Avf kabilesine misafir olmuşdu. İşte Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ilk mescidini buraya kurmuşdur. Kuba, Medine'ye iki veya üç mil mesafede bir köydür. Muhammed b. Mûsâ El-Harzemî 'nin beyânına göre Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in oraya gelişi milâdî (623) târihine tesadüf eder.

 

Bâzıları Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Kuba'da yirmidört gün kaldığını, bir takımları da onsekiz gün oturduğunu söylerlerse de ekseri rivayetler burada olduğu gibi ondört gün kaldığını bildirmektedir. Bundan sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dayıları olan Benî Neccâr kabilesinin ileri gelenlerine haber göndermiş, onlar da kılınçlarını kuşanarak hemen kendisini istikbâle çıkmışlardı. Zâten o günlerde Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in Medine'ye geleceği beklendiği için bütün Medîne halkı sokaklara yol boylarına diziliyor Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) i misafir etmek için hasretle yolunu bekliyorlardı. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in Kuba'dan Medine'ye hareketi bir cum'â gününe tesadüf eder. O gün Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz cum'â namazını Kuba ile Medîne arasında «Rânûnâ» denilen yerde oturan Benî Salim b. Avf kabilesinin yanında kılmış; Medine'ye namazdan sonra girmişdir.

 

Hadîs'in zahirine bakılırsa Medine'ye girerken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesinin üzerinde, Ebu Bekir (Radiyallahû anh) da terkisindeymiş. Rivayetlerden anlaşıldığına göre Hz. Ebu Bekir'in de devesi varmış. Şu halde Ebu Bekir (Radiyallahû anh) Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in terkisinde bulunmak şerefine nail olmak için kendi devesinden inmiş de Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in devesine binmişdir. Yahut kendi devesinden, inmemiş fakat Nebi Efendimiz hemen peşinden geldiği için  terkisindeydi, denilmiştir.

 

Hadîs'in bir rivayetinde cum'â namazından sonra Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e Benî Sâlim'den bâzı zevat gelerek bir kaç zaman yanlarında misafir kalmasını rica ettikleri, fakat o bu ricayı kabul etmeyip

 

«Hayvanımın yolunu serbest bırakın! Çünkü o me'murdur» dediği bildirliyor. Aynı rivayete nazaran Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) devesinin yularını tamâmiyle serbest bırakmış; hayvan istediği tarafa, istediği şekilde yürümek suretiyle ensârdan yedi kabilenin yanından geçmiş, hiç birinin yanına sapmamış. Kabileler hayvanı kendi taraflarına almak istedikçe Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) aynı sözü tekrarlar yâni: «Hayvanın yolunu serbest bırakın! Çünkü o memurdur.» dermiş. Bu suretle şimdiki Mescid-î Nebevî'nin kapısı yanına gelmişler. Deve orada çökmüş. Mescid-i Nebevî'nin yeri o zaman Beni Neccâr kabilesinden iki yetime âit harman yeri gibi bir boşlukmuş Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) orada deveden inmemiş. Sonra deve kalkarak biraz yürümüş Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) yularını yine serbest bırakmış. Hayvan biraz gittikden sonra arkasına bakmış ve tekrar geriye dönerek ilk defa çöktüğü yere çökmüş ve hırçınlık göstermiş. Resûl-i Ekrem (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de üzerinden inmiş. Hz. Ebu Eyyûb eşyasını alarak onu evine misafir etmiş.

 

Hz. Ebu Eyyûb'un ismi Hâlid b. Zeyd El-Ensârî'dir. Rivayete nazaran Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in devesi Hz. Hâlid'in kapısı önünde çökünce Ensâr-ı Kirâm'dan Cebbar b. Sahır (Radiyallahû anh) deveyi dürterek kaldırmağa ve kendi evine götürmeğe çalışmış. Hz. Hâlid bunu görünce: «Yâ Cebbar! Ona benim evimden mi kaldırmağa çalışıyorsun? Bana bak Peygamberi bak dinle gönderen Allah'a yemin ederim ki arada islâmiyet olmasaydı senin boynunu mutlaka kılıçla vururdum.» demiş.

 

Cebbar b. Sahır Bedir'de ve Akabe Beyâtında hâzır bulunmuş büyük bir sahâbîdir. Bâzıları isminin Câbir b. Sahır olduğunu söylemişlerse de doğrusu Câbir değil Cebbar 'dır.

 

Muhammed b. İshâk'ın beyânına göre Yemen hükümdarlarından Tübba' îbni Hassan, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) dünyâya gelmezden bin sene önce Mekke'ye gelmiş, oradan da Medine'ye gitmiş. Yanında hukemâdan dört yüz kişi bulunuyormuş. Bu zevat kendi aralarında Medine'den çıkmamaya karar vermişler. Tübba' bunun sebebini sorunca: «Efendim biz kitaplarımızda Mubammed isminde bir Nebi geleceğini, burası onun hicret diyârı olacağını görüyoruz. Onun için burada kalmak isliyoruz. Olur ki onunla görüşürüz.» demişler. Bunun üzerine Tübbâ'da onlarla beraber Medine'de kalmaya niyet etmiş. Yanında bulunan hukemânın her birine Medine'de bir ev yapmış. Cariyeler satın alarak onları adamlarıyla evlendirmiş. Hukemânın her birine bol bol paralar vermiş; bir de vasiyetname yazarak müslüman olduğunu onda tesbît etmiş. Vasiyetnameyi altın yazıyla bitirerek yanındaki hukemânın en büyüğüne teslim etmiş ve şayet Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e yetişirse bu vasiyetnameyi ona vermesini, yetişmezse çocuklarından ona yetişecek olanın vermesi şartı ile sülâlesinin bu vasiyetnameyi muhafaza etmesini rica etmiş. Ayrıca Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine'ye Hicret ettiği zaman otursun diye ona bir de ev yaptırmış. Fakat Zamanla o ev bir çok sahipler değiştirmiş. Nihayet Hz, Ebu Eyyûb Hâlid b. Zeyd (Radîyallahû anh) 'a intikâl etmiş. İşte Hz. Ebu Eyyûb Yemen hükümdarının vasiyetnamesini teslim alan âlimin sülâlesindenmiş. Sâir Medine halkı ise Yemen hükümdarının maiyetinde bulunan dört yüz âlimin neslindenmişler. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine'ye hicret edince Medîneliler Yemen hükümdarından kalan mektubu Ebu Leylâ isminde bir zât ile kendisine göndermişler. Resûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) onu görünce:

 

«Sen Ebu Leylâ'sın! Yanındada ilk Yemen hükümdarının mektubu var!»

 

buyurmuş. Ebu Leylâ bu sözlerin karşısında şaşırmış kalmış. Kendisi ile konuşanın iki cihan serveri Muhammed Mustafa (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) olduğunu fark edemiyerek:

 

«Sen kimsin? Ben senin yüzünde sihir eseri göremiyorum.» demiş ve onun bir sihirbaz olduğunu tahmin etmiş. Bunun' üzerine Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) :

 

«Ben Muhammed'im. Ver sen şu mektubu!» buyurarak mektubu açmış. Okuyunca üş defa «Salih kardeşim Tübba' Merhaba» demiş.

 

Bâzı kitaplarda Tübbâ'ın Zebur'a îmân ettiği bildirilir. Bâzı hadîslerde de ona sövülmemesi emir buyurulmuşdur. Sa'leb î'nin Sehl b. Sad (Radiyallahû anh) 'dan rivayet ettiği bir hadîsde Hz. Sehl: «Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i:

 

Tübba'ya sövmeyin! Çünkü o müslüman olmuşdu, buyururken işittim.» demişdir.

 

Tübba': Yemen krallarına verilen lakabdır. Acem krallarına Kisrâ, Roma imparatorlarına Kayser denildiği gibi eski Yemen hükümdarlarına da Tübba' lâkabı verilirmiş.

 

Bâzıları mezkûr Tübbâ'ın Kabe'ye Kisve giydirdiğini ve yüz otuz bin süvari ile yüz onüç bin piyade askeri maiyetinde Medine'ye geldiğini kaydederler.

 

Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Medine-i Münevvere'ye yerleşince bu günkü Mescid-i Nebevî'nin yerini satın almak istemiş. Bunun Sehl ve Süheyl isimlerinde iki yetime âid olduğu söylenmiş. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) kendilerini çağırarak o yeri mescid yapmak işin satın almak istediğini ve buna ne isteyeceklerini sormuş. Yetimler:

 

- Biz para istemeyiz Yâ Resulullah! Bu yeri sana hibe ediyoruz.»

demişler. Fakat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) parasız kabul etmiyerek yeri on altına satın almış parasını da Ebu Bekir (Radiyallahû anh) ödemiş. Bâzı rivayetlerde yerin Hz. Ebu Eyyûb tarafından satın alındığı bildirilmektedir.

 

Mescid'in binasına gelince: Sahîh rivayetlerde bildirildiğine göre duvarları kerpiçden, tavanı hurma dallarından, direkleri de hurma kütüklerinden idi. Binâenaleyh bu hadîs'de bahsedilen kıbleden murâd cihet olsa gerektir. Çünkü Mescid-i Nebevî yapılırken kıble henüz Kabe değildi. Bir rivayete göre mescid kare şeklinde olup her duvarının uzunluğu yüz arşın mikdârındaymış. Başka bir rivayete göre yüzden biraz azmış. Mescid'in temel duvarları üç arşına yakın genişlikde taşdan örülmüş, sonra üzerine kerpiç işlenmiş. Mescid yapılırken Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ashabı ile birlikte taş ve kerpiç taşımış. Mescid'in kıblesi Kudüs'e doğru çevrilmiş. Duvarlarının yüksekliği bir adam boyu imiş. Mescid'in üç kapısı varmış. îşte Mescid-i Nebevî, Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ile Ebu Bekir (Radiyallahû anh) zamanlarında bu şekilde kalmış. Hz. Ömer ona biraz ilâve yapmış. Hz. Osman birçok ziyâdeler ilâve etmiş. Bu meyânda duvarları ile direklerini taşdan, tavanını da abanozdan yapmışdır. Ondan sonra Mescid-i Nebevî birçok zevat tarafından yenilenmişdir.

 

Bu hadîsde ashâb-ı Kiramın recez okudukları, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in de onlara iştirak ettiği bildirilmektedir.

 

Recez: şiirin bir çeşididir. Fakat şiir olup olmadığı ihtilaflıdır. Ekseriyetle aruz ve edebiyat ulemâsı onu şiirden saymazlar. Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) 'in onu okuması da şiir olmadığına hamledilir. Çünkü şiir okumak ona nass-ı Kur'ân ile haram kılınmışdır. Kurtubî, Recezin şiirden sayıldığını söylemiş ve: «Onu şiirden saymayanlar Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in okumasını müşkil addettikleri için böyle hareket etmişler; recez şiir olsaydı onu Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) öğrenmezdi... demişlerse de bu sözün bir kıymeti yokdur. Çünkü az mikdârda şiir okuyan veya söyleyen yahut nadiren şiirden misal veren kimse şâir denilmeye hak kazanamaz. Onun ne şiir bildiği söylenebilir, ne de şiire nisbet olunur.» demişdir.

 

İbni Tîn ise bilâkis receze şiir denemiyeceğini iddia etmişdir. Çünkü Recez söyleyene şâir değil «Râciz» derler.

 

Bâzıları: «Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e şiirin haram olmasından murâd şairliği sanat edinmesidir. Başkalarının şiirlerini okumak ona yasak değildir.» demişlerdir.